22/11/2008 · Kategori: Latife :)

Mutlu insanlar ve gazete




Geçen bir haber okumuştum.

Yapılan araştırmaya göre mutlu insanların gazete okuduğu, mutsuzların ise daha çok tv seyretmeyi seçtiği görülmüş.

 Biz boşuna demiyoruz "Gerçekler Zamanla anlaşılır." diye :)

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

20/11/2008 · Kategori: Tınılar

Türkü


Musa Eroglu - Telli turnam
Yükleyen sayit





Kirazın derisinin altında kiraz
Narın içinde nar
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var
Canıma ciğerime dek işlemiş
Canıma ciğerime
Sapına kadar.
Elma dalından uzağa düşmez
Ne yana gitsem nafile.
Memleketin hali gözümden gitmez
Binbir yerimden bağlanmışım
Bundan ötesine aklım ermez.

Yerliyim yerli olmasına
ilmik ilmik, damar damar
Yerliyim.
Bir dilim Trabzon peyniri
Bir avuç tiftik
Bir çimdik çavdar
Bir tutam şile bezi gibi
Dişimden tırnağıma kadar
Ressamım.
Yurdumun taşından toprağından şurup gelir nakışlarım
Taşıma toprağıma toz konduranın
Alnını karışlarım
Şairim şair olmasına
Canım kurban şiirin gerçeğine hasına
içerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum
Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter
Eğri büğrü , kör topal kabulum
Şairim
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası
Ayak seslerinden tanırım
Ne zaman bir köy türküsü duysam
Şairliğimden utanırım

Şairim
Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum
Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim
Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm

Hey hey, yine de hey hey
Salınsın türküler bir uçtan bir uca
Evelallah hepsinde varım
Onlar kadar sahici
Onlar kadar gerçek
insancasına, erkekçesine
'Bana bir bardak su' dercesine
Bir türkü söylemeden gidersem yanarım.

Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana sütü gibi candan
Ana sütü gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.
Ah bu türküler,
Köy türküleri
Dilimizin tuzu biberi
Memleket ahvalini onlardan sor
Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen'i
Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni...
Ben türkülerden aldım haberi.

Ah bu türküler, köy türküleri
Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak
Hilesiz hurdasız, çırılçıplak
Dişisi dişi, erkeği erkek
Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara
Bıçağı bıçak .

Ah bu türküler köy türküleri
Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi
Kiminin reyhasından geçilmez
Kimi zehir, kimi zemberek gibi.

Ah bu türküler, köy türküleri
Olgun bir karpuz gibi yarırılır içim
Kan damlar ucundan, murekkep değil
işte söz, işte ses, işte biçim:
'Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar'
iliklerine kadar işlemiş sızı
Artık iflah olmaz kavak ağacı
Bu türkünün yüreğinde sancı var.

Ah bu türküler, köy türküleri
Ne düzeni belli, ne yazanı
Altlarında imza yok ama
içlerinde yürek var
Cennet misali sevişen
Cehennemler gibi dövüşen
Bir çocuk gibi gülüp
Mağaralar gibi inleyen
Nasıl unutur nasıl
Ömrunde bir kez olsun
Halk türküsü dinleyen...

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Bir de Tokat Türküsü:


Zara - degmen benim gamli yasli gonlume
Yükleyen rubeyda

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

20/11/2008 · Kategori: Kelâm ve Kalem

Çocukluğumu geri verin bana

Çocukluğumu Geri Verin Bana

Sebebi sair miydi aşkın

Ahrar mıydı hali zaman bilemem

Lakin çocuktum sorular sorardım adamlara

Sonra büyüdüm koca bir sorun oldum

Sırada ne var bilmiyorum

Eylül de bitti bak

Terkedilecek birşeyim kalmadı

Bana mutluluklar dileme

Hiçbirzaman hoşça-kalmayacağım

Yüreğime kıyıpta gidişin önemsiz değil

Önemsiz değil güllerimi yere vurup sevmiyorum değişin

Bana mutluluklar dileme surure


Feylozof abiler cevaplarımı geri verin bana

Tutuksuz tutanaklar yakmadım ki ben

Toplumu hizaya çekmeye çalışan da ben değilim

Okuduğum kitapların hiçbirinde adım yok

Bir türküye bile eşlik edemedim

İçi boş kavramlarla oyalanıp durduk sayenizde

Alınan her yeni elbisede çocukların cansız bedenlerinin yattığını söylemediniz bize

Tutuşturduğunuz ateşlerde suni sloganlar attık

Meydanlarda sadece mazlumlar haykırır zannederdik yanıldık

En mahzun yanımızdan provoke ettiniz bizi

Çocukluğumu özlüyorum ben

Feylezof abiler çocukluğumu geri verin bana





Ötelerde bir dünya var

Geceler bomba sesleriyle çıkar sabaha

Her doğan güneşe bir ölüm düşer

Bir ölüm bin dirilişe

Sen fondeten sürersin belki

Kan lekeleri dururken onların yüzünde

Sil o dudağındaki kırmızılıkları

Makyajından kan damlıyor surure



Mustafa Kadir Medsus

-----------------------------

Ayna Söyledi Ben Sustum

Hey! dedi gel buraya,
Yüzüme bak, çevirme yüzünü
Yıllardır başka dünyalarda kovaladın hüznünü…

Hiç bana dokunmadın
Haydi dokun, soğuğum değil mi?
Şimdi beni al ve güneşe götür
Sen ısınırken, ben ılırım belki…

Ben her zaman gözlerine baktım
Gözlerinin ta içine..
Yüzüme ne zaman dönsen beni sana bakar buldun…
Sen gülünce güldüm ben, ağlayınca ağladım
Elini uzatınca senden fazla uzandım…

Beni silmen nafile, sabunlama boşuna.
Bulanık olan sensin..
Haydi yüzleş benimle, diğer yönelişlerin kaçış..
Senin ki yaşamak değil, toprağı göğe saçış…

Güzelsin deyince sevinirdin..
Yaşlandın deyince niye kızıyorsun
Titreyen ben değilim ve ıslanan…
Sen de biliyorsun

Al bir taş ama iyi kır, dağılsın zerrelerim
Yok sadece çatlatırsan
Senden pek çok gösteririm


Kırdım aynayı o an
Ben binlere bölündüm
Ama nefsim bütündü…..
Bilirim asıl marifet ,gerçeğe tahammüldü……

Y.Adiguzel, Seher Vakti, *SIR*

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

17/11/2008 · Kategori: Leyl

Ya Vedüd



Ya ''VEDÜD''
İçimdeki yârime iyi bak
ve beni onu sevecekken
onu da beni sevecekken karşılaştır...

Amin




Ya Vedud!


Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için bakar yüzler yüzlere
Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için güneş doğar günlere
Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için baharın gelir her yere
Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için kelamın değer dillere

 

senai demirci

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

14/11/2008 · Kategori: Tınılar

Selluka





Selluka

Yağmur yağdı, gene damlar boyandı
Sellukalar uyandı
Yağmur yağdı, gene yıkandı kalbim
Aşk kapıma dayandı

Dilimde şarkılar, hepsi aşktan yakınır
Yüreğimde kuşlar, hepsi aşktan sakınır
Yar senin kalbin kırılmış, sözler sana dokunur
Ama bak aşk send de var, gözlerinden okunur

Sen sen sen aşkı bilsen, başka bir dünyaya girsen
Sen sen sen aşkı bulsan, selluka gibi sarılsan

Ezginin Günlüğü



Güzel şarkı, ben Levent Yüksel'den dinlediğimi daha çok sevdim :)

http://www.turk13.com/Levent_Yuksel__Selluka_Ezginin_Gunlugu_2007-muzik-ev-7476.html

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

13/11/2008 · Kategori: Leyl

Sıfır olmaktan, Sonsuz’uma sığınırım



Ölümden zerre kadar korkum varsa, namerdim” diyemeyeceğim. Beden için biyolojik bir korku, mutlaka vardır. Ama benim asıl korkum, secdeden kovulmaktır. Eğer huzura kabul edilmezsem bedenim değil, ondan önce ruhum ölmüş demektir. Bu ise, bedenin ölmesi ile kıyaslanamayacak derecede, korkunç bir sıfır oluşturur.Sıfır olmaktan, Sonsuz’uma sığınırım.
 
Aman, aman, el-Aman.
Ya RAB !

Ümit Meriç

alıntı

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

11/11/2008 · Kategori: Kitaplığım

Pazar telakkileri



Türk dili üzerinde yıllar yılı yaptığı araştırmaları ve incelemeleri makaleler hâlinde ortaya koyan merhum Banarlı'nın bu eseri her Türkçe sevdâlısının başucu kitabıdır.

Türkçe'nin güzelliklerini anlamak için bu kitaba bir göz gezdirin derim. İşe gidip gelirken otobüste yol arkadaşım şu aralar. Ne kadar çok zengin bir dilimiz varmış, ne kadar çok saçma işlerle dili berbat etmişiz güzelce anlatılıyor.

Bunun yanında ise H.E'nin ismiyle can yakan yeni kitabı "Sükûtun Çığlıkları" sırada bekliyor. Bu kitap hakkında çok yazı çıktı/çıkıyor. Fazla tanıtıma ihtiyacı da yok zaten ama birkaç güzel makaleye bakalım.



Tanıtım Yazısı:

Sükût konuşmaktır aslında anlayana harfsiz ve kelimesiz.Anlayan sükûtun ifade ettiği tüm mânâyı okur sessizliğin derin çizgilerinde."Sükûtun Çığlıkları" M.Fethullah Gülen'in Çağ ve Nesil serisinin 9.kitabı.Çığlıklarını içine gömüp duygularını sükûtun nağmeleriyle dillendirenlerin harekât tarzı aksiyon anlayışı ve herşeye rağmen ümidin o hiç solmayan ikliminde yeşeren düşlerin ilmek ilmek örüldüğü eser; gönlü dağlayan fırtınaları, köpürüp duran hafakanları ve derinden derine kaynayan mağmaları içinde saklayan bir yanardağ sükûtunu anımsatıyor bizlere.


Timeturk haberi:

'Bir Büyülü Dünya Vardı', 'Bizim de Kendimiz Olduğumuz Günler Vardı', 'Ne İdik Ne Olduk' gibi unutulmaz yazıların yer aldığı kitap, yeniden kendimize bakmamızı salık veriyor. Gülen'in bütün yazı ve kitaplarında görülen temel temaları, bu kitapta da görmek mümkün. Toplumumuzu ayakta tutan değerler; yerinde saymaktan, birbirimize düşmekten sakınmak ve ruhta yeni bir diriliş için gerekli donanımları kazanmak...

Yazıların pek çoğu, kitabın adının da akla getirdiği gibi bir dönemin kırgınlıklarını, toplumun yakaladığı barış ve diyalog atmosferinin kimi karanlık eller tarafından yok edilişinin yaşattığı sarsıntıları dile getiriyor. 'Sükût' ve 'çığlık' tezadı, yakın dönemin toplumsal olaylarının ruhlarda meydana getirdiği gelgitleri ustaca anlatan bir buluş. Haksızlıklar karşısında çığlık atma ihtiyacına karşı yine aklın ve gönlün diliyle hareket edip mülayemeti tercih etmenin yüceliği... Pasif değil, aktif bir sükût burada sözü edilen. Atılan çamurlar karşısında sükût ederek yolunda daha hızlı, daha bilinçli yürüme sanatı... Demiş ya şair; 'Sükûtu bilmediğinden değil edebdendir/ Eğerçi söylemez amma neler bilir âşık'. O kutlu simalar, yine de etrafına küsmez, çığlığını bazen iç âleminde yankılandırır, bazen de dilinden anlayanlara fısıldar. İşte 'Sükûtun Çığlıkları', Gülen'in gönül ikliminden gelen böylesi seslenişler. Bizi biz olmaktan uzaklaştıran sebepleri sıralıyor kitap boyunca Gülen; bizi biz yapacak yolları gösteriyor. Ve bir sükût iklimine, huzur diyarına çağırıyor. "Bir zamanlar sükût ve sessizlik bizim en tabii halimiz ve her zamanki iklimimizdi. Belki çokları farkında değildi bu huzur atmosferinin ve bu sessizlik mûsıkîsinin şimdilerde sezemedikleri gibi bu tiz perdeden gürültüleri." diyor. Kim bilir, günleri devredip duran dünyada o sükût ve sükûn günlerinin yeniden başlamasına çok kalmamıştır.

Ekrem Dumanlı'nın Yazısı:

Öyle yazılar var ki üzerinde yorum yapmaya kıyamıyor insan. Açılımı kaleme tam alınamaz o yazıların çünkü. Zâti değeri o kadar büyüktür ki, onu tahlil etmeye yeltenen, nakiseyi üzerine almış olur. Yapılacak en doğru şey, o yazının tekrar tekrar okunması, satır satır anlamaya çalışılmasıdır.

Sızıntı Dergisi'nin son sayısındaki başyazıyı okurken zirve yazılarla ilgili düşüncem bir kere daha pekişti. Sükutun Çığlıkları başlığını taşıyordu yazı. Evet, sükutun çığlıkları! Her satırında bu iki zıt kavramın yeni bir davranış biçimine dönüştüğünü, yeni bir insan tipi doğurduğunu ve doğum sancılarının insan yüreğini dağladığını hissediyorsunuz.

Sükutun Çığlıkları'nı ruhani bir sükut içinde yaşamak, yazıdaki her kelimeye hayat veren gözyaşlarına ortak olmak; ve daha önemlisi, bu yazıya "zamanın çıldırtıcılığına karşı sabırla" direnmek gerekiyordu belki de. Öyle ya; zirve yazılara ancak hayret içinde bakılır, "keşke..." der geçilir. Çünkü güç yetmez o şahikalara ulaşmaya, yürek dayanmaz zirvelerin basıncına. Miami sahillerinden Everest Türküsü tutturmak kolay mı? Diyelim ki artistik cümlelerle resmettiniz bulutlar diyarının rengarenk destanını; hangi duru vicdan, tam bir paylaşımın olmadığı kıyl ü kali ciddiye alır?

Üstatlarından şiir tahlilleri, hikaye tahlilleri okuma bahtiyarlığına erdim, metin tahlillerinin teknik detayını öğrenmeye gayret ettim; ancak zaman içinde anladım ki, hiçbir tahlil, gerçeğin gölgesine bile yakınlaşamıyor. Buna rağmen bir başyazı üzerine bu naçizane cümleleri kaleme alıyorum. Belki güncel tartışma konularından kafamızı bir lahza olsun kaldırır, vicdanın en derin noktalarından kopup gelen bu çığlığa kulak veririz diye. Sessizliğin sesini duymayanlara küçük bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. Belki birilerinin merakına vesile olur diye kaleme alıyorum bu yazıyı.

İnanıyorum ki sükutun yankıları, Kehf mağarasının duvarlarında çınlamalı ilkin. Fütüvvet destanı olup geri dönmeli tarih yapraklarına. Bir uyanışın, kanat çırpışın yeniden vesilesi olmalı Sükutun Çığlıkları. Kehf'in gizemli mekanından Platon'un hikmete susamış mağaralarına kadar yankılanmalı bu ses. Sonra yorgun yüreklere su serpmeli, bitap dimağlara can vermeli..…

Çığlık ne zaman sükuta dönüşür biliyor musunuz? Görgüsüzlüğün, bilgisizliğin çepeçevre etrafınızı sardığını hissedersiniz. Artık feryadınızı duyan yoktur. Sükutun çığlığı, çığlığın sükutuyla başlar! Bu, hoyrat ve kaba düşünceye karşı bir başkaldırıdır aslında. Bir yönüyle, dış aleme bütün kapıları kapatma ve her şeye nigahban olan sırdaşa yönelme anıdır bu. Ham ruhlar, bu yönelişi anlayamaz. Bilmezler ki her şeyin ötesinde öteleri elinde tutan biri var…

Sükutun çığlığı, gözsüz, kulaksız, kalpsiz yaşayanlara karşı bir direniş biçimidir. İnsan sevgisine dayanır, sulh çizgisine inanır. O yüzden ma'şeri vicdanda derin izler bırakır bu tavır. Her bir gönülde dalga dalga yankılanan bu çığlık, bir yakarıştır aslında; Kudreti Sonsuza, Merhameti Eşsize, Himayesi Sınırsız'a karşı yapılan dupduru bir yakarış... Sebepler bir külliye sükut etmiştir sükutun çığlığa dönüştüğü demlerde. Haksızlık o kadar âşikardır ki, sarf edilecek bir kelime bile zalime cerbeze fırsatı verecektir. Halbuki gönül erlerine zaman, cerbezenin çok ötesinde bir ufku işaretlemiştir...

İtiraf etmem gerekiyor ki Sızıntı'yı ürpererek okudum. Ürperdim hayatı bomboş gayeler uğruna tüketip gidenler için. Ürperdim ışığa bu kadar yakın olduğu halde karanlık türküler söyleyenler için. Ürperdim nimetler içinde kadirşinaslık bilmeyenler için. Ürperdim büyük davalar yerine küçük hesaplar peşinde koşanlar için. Ürperdim en halis vatan evladına şaki muamelesi yapanlar için...

Ve istedim ki bu ürpertiyi sizlerle paylaşayım; heyhat!

En iyisi ey sevgili okuyucu, benim yarım yamalak cümlelerime güvenme ve yazının aslına ulaş; göreceksin orada ülke sevdalısı insanların yüreği güm güm atıyor. Seni ülke sevgisine, insan sevgisine, Allah sevgisine davet edecek bu yazı. Vicdan muhasebesine zorlayacak. Bu kutsi davete ne kadar susadığını göreceksin. Ve bir kere daha anlayacaksın ki "her şeye rağmen" deyip yürümek kadar güzel bir yol yok şu fani dünyada...


****


Bu pazar yine güzeldi :) Harun Bey'i yakından dinlemek daha bir zevkliymiş. Hayallerden bahsetti, gerçek olan ve olacak rüyalardan... Ama beni en çok bir kadının çocuklarını da alarak vefat eden eşine olan son sözü vurdu:

" Sen bir kere bile olsun bizleri incitmedin, Allah da seni ötede incitmesin." (Amin)

Ne güzel bir duadır. Allah kimseyi incittirmesin ve bizleri de ötede kalbi kırık bırakmasın.

En Emin Olana emanetsiniz.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

11/11/2008 · Kategori: Kelâm ve Kalem

Bana bir İsim ver

BANA BİR İSİM VER, VARLIĞIM OLSUN

 


Öyle bir çığlıkla attı ki kendini Âdem uykusundan, gerçekte çığlık atıp atmadığını bile bilmedi. Ama iki uyku arasında rüyasının bölündüğü gün gibi gerçekti. Ve başına bir şey gelmiş gibiydi.

O zamansızlık zamanında, cennet ırmağının kıyısında Âdem onunla göz göze geldi. Kuşları, tüyleri ürkütmekten korkarcasına elini uzattı yavaşça. Parmaklarının ucundan dökülen yaseminleri gösterdi. İçine dolan ses ve ışığa, sevince sarmaşığa, usulca, sen kimsin, dedi. Bildiğini bir kez daha bilmek, kelimesini bir de ondan duymak istedi.

Ben kadınım, dedi Havva, ama bu benim sıfatım. Adımı henüz bilmiyorum.

Sonra döndü Âdem'e,

aklına bir şey gelmişti.

Sesi, bengisular gibiydi.

Bana, dedi, bir isim ver,

varlığım olsun.

Durdu, aklından yeni bir şey geçti. Bana, dedi, sen isim ver, varlığım senin olsun.

Bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun.

Seni anan beni de ansın. Seni hatırlayan beni hatırlamadan olmasın.

Bir "ile" koy aramıza bizi

birbirimize bağlasın.

 

Nazan Bekiroğlu / LÂ

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

10/11/2008 · Kategori: Kelâm ve Kalem

Ayrılık Diye Birşey Yok

Ayrılık diye bir şey yok.
Bu bizim yalanımız.
Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.
Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun?

Güneş çoktan doğdu.
Uyanmış olmalısın.
Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi?
Öyleyse ayrılmadık.
Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.

Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.
Önce beklemekten.
Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan.
İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.

Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,
Sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini...
Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,
Kanunlara saygı göstermesini,
İnsanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.

Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
Ya o? Ya o?
İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat,
Çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor,
Saadet bekliyor yaşamaktan.

Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.
Aradıklarının çoğunu bulamamış,
Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak
Göçüp gidiyor bu dünyadan.

İşte yaşamak maceramız bu.
Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak
Ve yaşayıp beklerken ölmek!

Özleme bir diyeceğim yok.
O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.
O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.
O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.

İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı,
Yaşantımız özlemlerle güzel.
Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.
Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.
Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.

Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;
Seni özlediğim içindir.
Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni;
Seni özlediğim içindir.
Yaşıyorsam; içimde umut varsa,
Yine seni özlediğim içindir.

Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki!


ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN



alıntıdır.

*Ümit Yaşar Oğuzcan'ın şiirlerini hep sevmişimdir, duygusal adam :)

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

9/11/2008 · Kategori: Kelâm ve Kalem

Hüzün bulaştı yüreğime...




Saf tutuyor harfler,hizaya dizilmiş bir alt yazı gibi ,düşürüyorum kendimi, seninle yan

yana… Çekiyorum kınından cümleleri ve kıldan ince ,sesin, vuruyor boynumu…

Yüzümü çevir, yüzüne tut ellerinle,ışığı yansın gözlerimin,dindir ağır yaralı yüreğimi,
dua makamında bir şeyler fısılda içime…

”Yokluğa düşürüp aratma beni’’

Erken törpülenmiş kalabalığın içinden geçmek isterdim..Tiftiklenmiş sessizliğe düşüyor
adımlarım…geciktim mi?...Erken miydi zaman bilemedim… Çapraz günlerin arasına
atıyorum düğüm…Gönül koyuyorum ilmeğe…

daha ağıtlar yakmadım sevgili
daha geçmedim gazellere
daha demedim aşkımın destanını
buz gibi ellerim
cepsiz giydim aşkı üzerime
hüzün nerden bulaştı yüreğime bilemedim...


Alıntı

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »